Gümrük Forum - gümrük ithalat ihracat dış ticaret lojistik forum
 
Standart paralel ithalat



Selam,

Şöyle bir sorum var :

Dünyaca ünlü "lacoste" markası, Türkiyede Ahmet adlı kişi tarafından kendi şirketine tescil edilmiştir.

Ahmet, "lacoste " markasını fransadan ithal edip Türkiyede piyasaya sürmektedir.

Ben ise lacoste markasını almanyadan ithal edip Türkiyede satmak istiyorum.

Lacoste markası, hem almanyada hemde fransada lacoste firmasına tescillidir.

Bu durumda ben ahmete rağmen, almanyadan lacoste markalı ürünler getirip satabilirim ?

Bu durum marka hakkına tecavüze giriyor mu ?

(ürünler orjinal olup lacoste markası örnek olarak verilmiştir)

customs turkey, eu customs code turkey, inward processing turkey, import turkey, export turkey, cutoms duty turkey, customs legislation turkey, import tax turkey, hs code turkey, customs clearance turkey, customs tax turkey, additional cusotms tax turkey, VAT rate turkey
Standart Cevap: paralel ithalat

evet bunu benim bildigim kadarıyla yapamazsınız verdiginiz örnekteki lacoste un distürübütörlügünüü aldıysa x şahıs (ki türkiye çapında verilir) siz bunu şamdanda getirseniz nafile size dava açıp bütün mallarınızı toplattırabilir bilginize
Standart Cevap: paralel ithalat

bu nasıl mümkün olabilir paralel ithalat nerde kaldı o zaman ?mallar orjinal olduğu sürece toplatılamaz biliyordum ben
Standart Cevap: paralel ithalat



Distribütörlük Anlaşması: Üretici/İhracatçı firma(*) ile bu firmanın ürünlerinin yurtdışında dağıtımını veya pazarlamasını sağlayacak firma arasında yapılan bir anlaşma türüdür. Esası, tedarikçiden alınan malların anlaşma kuralları çerçevesinde tekrar satılmasıdır.

Acentalık Anlaşması: İhracatçı firmanın ticari işlerinin bir kazanç karşılığı firma adına yürütülmesi olarak özetlenebilir. Esası, ihracatçı firmayla yapılan anlaşma çerçevesinde bir hizmet verilmesine dayanır.
TEMEL FARKLAR

·Genel uygulama çerçevesinde, acenta, tedarikçi firmayı bağlayacak anlaşmaları imzalama yetkisine sahiptir. Buna karşın distribütörün yaptığı anlaşmalar tedarikçi firmayı bir yükümlülük altına sokmamaktadır.

·Bu kapsamda, acentalıkta ürün satışı için yapılan sözleşmeler tedarikçi ile müşteri arasında olurken, distribütörler ürün satış anlaşmalarını kendi adlarına yapmaktadır.

·Genellikle, acenta, tedarikçi adına yaptığı satış anlaşması kapsamında bir yükümlülük altına girmemektedir. Örneğin; tahsil edilemeyen alacaklara ilişkin riski satıcı, yani tedarikçi firma yüklenmektedir.

(*) Notun devamında üretici/ihracatçı firma “Tedarikçi” olarak tanımlanmıştır.

·İhracatçı, satış üzerinden acentaya komisyon ödeme yükümlülüğündedir. Distribütör ise satışı tedarikçiden bağımsız (kendi adına) yapar.

Acenta kanalıyla yapılan satışlarda fiyat üzerinde kontrol yetkisi varken, distribütör satışlarında tedarikçinın fiyat kontrolü sınırlanabilir.
1-Konu

Distribütörlük anlaşmasının konusunu tedarikçi firmanın dağıtılmasını ya da pazarlanmasını istediği ürünler oluşturmaktadır. Ancak dağıtımı yada pazarlanması istenen ürünlerin anlaşmada açık olarak tanımlanması, doğması muhtemel uyuşmazlıklara engel olmak açısından gereklidir. Tedarikçi, distribütörlüğü yapılacak ürünleri, herhangi bir karışıklığa yol açmayacak şekilde belirtmelidir. Aksi halde tedarikçi firmanın ihraç ettiği tüm ürünlerin distribütörlük sözleşmesi kapsamında olduğu anlaşılabilir.

1-Bölge

Distribütörlük anlaşmasına göre distribütörlük yetkisi, bir ülke ya da bir bölge için verilir. Bu sebeple anlaşmada distribütörlüğün geçerli olduğu ülke ya da bölgenin açıkça tanımlanmasında fayda vardır. Uygulamada sıkça karşılaşılan reexporta ilişkin problemlerin yaşanmaması için, tedarikçi firma, distribütörün kendi adına alacağı malın üçüncü bir ülkeye doğrudan yada dolaylı olarak yeniden ihracını yasaklayabilir
1-Yükümlülükler

Hem ürünlerin etkin biçimde pazarlanabilmesi ve hem de pazar konumlandırılmasının uygun olarak yapılabilmesi için, distribütörün yükümlülükleri anlaşmada açıkça sıralanmalıdır. Örneğin, ürün tanıtımı, tanıtımın ne şekilde yapılması gerektiği, reklam kotası, uygun ofis ve eleman bulundurulması, yeterli stok tutulması, ülke kanunlarına göre suç olacak işlemlerden kaçınılması, verilecek bayiliklerin koşulları, tedarikçiye pazar ve satış bilgilerinin düzenli olarak verilmesi gibi hususların açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

Yetki Kapsamı

Distribütörün bölge ya da ülkesinde ‘tek yetkili’ olup olmadığına dair hükmün anlaşmaya konulmasında fayda vardır.



Kisaca Diyebilecegim Distribütör Fransa veya Almanya da bulunan uretici firmalardan bu markaya ait urunleri alabilir ve ithal edeilir Distribütör firma icin her iki ulke bir fark arz etmemektedir.Distribütörun disinda bir baska firmanin ayni urun ve markayi ithal etme yetkisi satisi yoktur.Distribütörluk anlasmasiyla bu zaten korunmaktadir.
Diger yandan ayni ulkede iki ithalatci firma, Distribütör firma olmaz diye birsey yok bu da yine karsilikli anlasmalar ile ikinci-ucuncu Firmalara Distribütörluk verilebilir.
Saygilar.


customs turkey, eu customs code turkey, inward processing turkey, import turkey, export turkey, cutoms duty turkey, customs legislation turkey, import tax turkey, hs code turkey, customs clearance turkey, customs tax turkey, additional cusotms tax turkey, VAT rate turkey
Standart Cevap: paralel ithalat

Alıntı:
REKABET HUKUKU VE FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU ÇERÇEVESİNDE
HAKKIN TÜKETİLMESİ VE PARALEL İTHALAT

Av.R. LEYLA SÜREN

Günümüzde Dünya üzerinde serbest ticaret oluşabilmesi için Devletler, kanunlar yapmakta, Kurumlar oluşturmakta ve düzenlemeler yaparak uygulamayı yakından izlemektedirler. Amaç; Küreselleşen Dünya’da eski uygulama örnekleri olan kotaları, sınırlayıcı düzenlemeleri değiştirerek, küresel ticaret için tüm engelleyici hususları ortadan kaldırarak, serbest dolaşımın ve rekabetin korunmasıdır. Rekabet Hukukunda yapılan bu düzenlemeler fikri ve sınai mülkiyet haklarına, dikey veya yatay sözleşmeler ile geniş anlaşmalara sınırlamalar getirmiştir.

Fikri ve Sinai Mülkiyet Hakları (Marka, Patent,Faydalı Model, Endüstriyel Tasarım vb.) hak sahibine bir nevi tekel hakkı tanımakta iken Rekabet Hukuku küresel pazar adına yukarıda saydığımız hakların tekel oluşturmalarını, pazar fiyatını belirlemek isteklerini sınırlamaktadır. Rekabet Hukuku oldukça geniş bir yelpazede ele alınabilecek bir bölümdür. Bu sayıda 4.TÜKİD Kurultayında kendileri ile istişare olanağı bulduğum üyelerden tarafıma gelen soruların büyük bir bölümünü oluşturan “paralel ithalat” hususunu; Rekabet Hukuku çerçevesinde ve geniş anlamda sınai mülkiyet hakkına dair getirilen düzenlemelerin kaynağı olan “hakkın tüketilmesi” prensibini ele alacağım.



556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (MarkKHK)
13/I maddesi, “Tescilli bir markanın tescil kapsamındaki mal üzerine konularak, marka sahibi tarafından veya onun izni ile Türkiye’de piyasaya sunulmasından sonra, mallarla ilgili fiiller marka tescilinden doğan hakkın kapsamı dışında kalır.” şeklindedir.

Bu madde “hakkın tüketilmesi” kavramını düzenlemektedir. Hakkın tüketilmesi, marka sahibi veya onun izni ile markalı malların Türkiye’de piyasaya sunulmasından sonra markalı malı üretenin veya ithal edenin; markanın bu mallarla ilgili kullanımını ve markalı ürünleri üçüncü kişiler tarafından (distribütörü dışında) ithalini, satış ve/veya dağıtımını engelleyememesidir.

Yukarıdaki madde hükmü gereğince engellenemeyen ithalata, Paralel ithalat denir. Markanın sahibi ve/veya Yetkili Tek Satıcısı bu ithalatı engelleyememektedir.

Ancak özellikle karıştırılmaması gereken en önemli husus; Paralel İthalat ile “orijinal markalı ürünler” ithal edilmektedir.

Diğer yandan taklit ürünler ile kaçak olarak getirilen gümrüksüz malların Ülkemize girişi ve satışı engellenebilir. Bu şekilde giriş yapan ürünler paralel ithalat düzenlemesinden yararlanamaz.

Marka hakkının tüketilmesi, Uluslararası tükenme, Ulusal tükenme ve Bölgesel tükenme olarak düzenlenebilir. Ülkemizde, MarkKHK’daki düzenleme Ulusal Tükenme prensibini içermektedir. Ulusal Tükenme prensibi; markalı ürünlerin marka sahibi tarafından ulusal pazara sunulmasından sonra bu ürünlere ilişkin haklarını kaybetmesidir. Bu şu demektir; eğer markalı ürünler marka sahibi veya onun izni ile yurtdışına satılması halinde tekrar Ülkemize ithal edilerek satışı engellenebilir.

Türkiye’de her ne kadar Ulusal Tükenme Prensibi düzenlenmiş ise de taraf olduğumuz ve Ülke olarak imza koyduğumuz Anlaşmalar gereğince uygulamada, Uluslararası Tükenme prensibine göre Mahkeme Kararları ve Yargıtay Kararları oluşturulmaktadır.

Anlaşmalara ve Mahkeme Kararlarına dayanak olan Uluslararası Tükenme prensibi; markalı malların hak sahibi veya onun izni ile Yetkili satıcısı tarafından uluslararası pazara sunulmasından sonra, marka sahibinin markanın sağladığı hakları malların piyasaya sunulduğu ülkeden başka bir ülkede de tüketmiş olmasıdır. Yani marka sahibi veya yetki verdiği Tek Satıcısı, marka haklarına dayanarak “paralel ithalatı” engelleyemeyecektir.

Piyasada paralel ithalat tam olarak bilinmediğinden, çoğunlukla hak sahipleri tarafından Yurtdışından ithal edilen orijinal ürünlerin toplatılması ve satışının durdurulması istenmektedir. Mahkemelerce bu Kararlarında, toplatılması gereken ürünlerin “taklit ve/veya kaçak yollarla getirilen ürünler” olduğu özellikle yazılmalıdır.

Çünkü Şikayete konu mallar için toplatma kararları uygulandıktan sonra, orijinal ürünlerin toplatıldığı yargılama sonucunda ortaya çıkmaktadır. Toplatılan ürünler orijinal olduğundan dava sonuçsuz kalmakta, zaman ve masraf kaybına sebep olunmaktadır.

Yargıtay Yerleşik Kararlarında, Uluslararası tükenme prensibi kapsamında ve paralel ithalatı koruyan kararlar vererek taraf olduğumuz Anlaşmalara ve Uluslararası normlara uygun davranmaktadır.

Konunun açıklığa kavuşması için YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 1998/7997 K. 1999/2098 T. 12.3.1999 tarihli ve yayınlanan Kararını inceleyecek olursak ;

Bu dosyada Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı İtalyan şirketi DERİGO SPA ya ait tüm Dünyada ve Türkiye'de tescilli “Police”, “Sting” ve “Vogart” markalarının Türkiye distribütörü ve lisans hakkı sahibi olduğunu, dolayısıyla bu markalı ürünlerin Türkiye'de satım ve dağıtım işinin müvekkiline ait olduğunu, davalının da aynı markalı gözlükleri her nasılsa temin edip pazarladığını, bu hususun müvekkilinin marka ve lisans haklarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespit ve men'ine, davalı elindeki ürünlerin toplatılmasına, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, iddianın hangi hukuku temele dayandırıldığının açık olmadığını, davacıya tekel hakkı tanıyan bir sözleşme bulunmadığını, orijinal ve mevzuata uygun olarak ithal edilen malların satış ve pazarlanmasında yasaya aykırılık bulunmadığını, rekabetin önlenmesi hakkındaki yasa hükümlerine göre böyle bir iddianın dinlenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Yargılamayı yapan Mahkeme davayı kabul etmiş ve paralel ithalat yolu ile getirtilen “Police” marka gözlüklerinin toplatılmasına karar vermiştir. Davalı bu verilen Kararı TEMYİZ etmiş ve Yargıtay incelemesinde;
İlk Mahkeme Kararını yerinde bulmamış ve davalının temyiz taleplerini kabul ederek;
Markalı malların Türkiye'de piyasaya sunulmasından sonra marka hakkı sahibi, bu malları yurt dışına satar ( veya yurt dışında menşe ülkeden başka bir ülkede üretirse ) bunların 3. kişiler tarafından yurt dışından satın alınarak Türkiye'ye ithaline ( paralel import ) engel olamaz.” demiştir. (Kazancı İçtihat Yayınları)

Yargıtay bu davada, marka hakkının tüketilmesi prensibi çerçevesinde, paralel ithalata engel olunamayacağını karar altına almıştır. Ancak aynı Kararda;

Marka Hakkının Tüketilmesi prensibinin istinasından bahsedilmiştir. Bu istisna, MarkKHK. md.13/II’de düzenlenen, “Marka hak sahibi veya onun izni ile hareket eden kişiler ancak, malın ithalinden sonra değiştirilerek veya kötüleştirilerek özgün niteliği bozularak ticari amaçla kullanılması halinde bunu önleme yetkisine sahiptir.” bölümüdür.

MarkKHK.md.13/II’de, marka hak sahibine, ürünlerinin ve markasının özgün niteliğinin bozulmasını engelleme hakkı vermektedir. Markalı ürünlerdeki değişiklik Yurtdışından ithalinden önce yapılıyorsa Türkiye’ye girişi, satışı ve dağıtımı engellenebilir. Ülkeye paralel ithalat yolu ile girmiş ancak sonra markanın veya ürünün özgün hali değiştirilip bozulmuş ve ticarete sunulmuş ise sözkonusu ürünlerin 13/II’ye göre toplatılması istenebilir.


Hali hazırda Mahkeme Kararlarında, Ülke içinde piyasaya sunulmuş tescilli markalı ürünlerin paralel ithalatına engel olunamayacağı belirtilmektedir. Ancak Ülkemizde piyasaya hiç sunulmamış markalı ürünlerin, markalı ürün hak sahibinin izni olmadan ithaline izin verilmesine, sıcak bakılmamaktadır.

Ancak bu konu ile ilgilenen Hukukçuların bir bölümü ve benim de katıldığım görüşe göre; Ülkemizde hiç piyasaya sunulmamış markalı ürünler de, tıpkı Uluslararası uygulamada olduğu gibi markanın hak sahibinin iznine ihtiyaç duyulmadan Türkiye’ye ithal edilebilmelidir. Henüz Yargıtay’ın bu yönde Kararları mevcut değildir.

Şu önemli hususu da ayrıca belirtmek isterim ki ; yukarıda anlatmaya çalıştığımız paralel ithalat ve ilgili düzenlemelerin tümü “tescilli markalarla/ürünlerle” ilgidir.

Tescilsiz markalar ve/veya ürünlerin yurtdışından Türkiye’ye başka kişilerce ithal edilmesi durumu ile ilgili sorun çözümünde, konunun özellikleri yani istisnalar dikkate alınarak karar verilmelidir.

Hakkın tüketilmesi prensibi ve paralel ithalat hususu, küreselleşen Dünya’da fiyat rekabeti sağlamak ve pazar paylaşımını engellemek için düzenlenmiştir. Rekabet Hukuku tamamen serbest pazar koşullarını ve tüketiciler ile sözleşme taraflarını korumak amacıyla hareket etmektedir.

Fikri ve Sınai Mülkiyet hakları, hak sahibine, ürün üzerinde bir nevi tekel hakkı sağladığını yazımın başında belirtmiştim. Marka Hak sahibi, sahip olduğu bu haklar doğrultusunda yapacağı anlaşmalarla; serbest pazarı sınırlayıcı, aynı piyasaya girmek isteyecek Şirketlere karşı engelleyici tutum takınabilir ve piyasadaki hakim durumunu kötüye kullanabilir. Marka hak sahibi, kötüye kullanım hallerini diğer Şirketlerle veya ürününü satacak kişilerle yapacağı sözleşmelerle oluşturabilir.

Rekabet Hukuku yaptığı düzenlemeler ile, serbest ticaretin uluslararası düzeyde korunması için Fikri Mülkiyet Hukukundan gelen bu tekel haklarını sınırlandırmaktadır.Düzenleme ile yasaklanan eylemlere; fiyat belirleme, piyasaya girişin engellenmesi, tekel oluşturma, her türlü alım ve/veya satım koşullarının belirlenmesi örnek olarak verilebilir.

Tarafların yapacakları anlaşmaların Rekabet Kanundaki ilgili maddelere uygun olması zorunludur. Bu itibarla gelecek yazımızda, konun büyüklüğü nedeni ile paralel ithalattan ayrı olarak, Rekabet Kanununda düzenlenen, Şirketler ve/veya kişiler arasındaki anlaşmalarda uyulması gereken hususlar, yasaklar ve uygulanacak muafiyetler ile ilgili önemli noktalar üzerinde durulacaktır.
(Sorularınız için: leylasuren@leylasuren.com / Avukat Leyla Süren )
Alıntı:
YARGITAY´IN PARALEL İTHALATTA MARKA HAKKININ TÜKENMESİNE İLİŞKİN ÖRNEK KARARI

Yargıtay 11. HD´ nin marka hakkının tükenmesi ve paralel ithalata ilişkin yayınlanmış iki kararı bulunmaktadır. Yargıtay n olice kararı (Yargıtay 11. HD, 16.3.1999 tarihli ve E.1998/7997 ve K. 1999/2098 sayılı) bu konudaki bilinen ilk kararıdır. Diğeri ise, Police kararındaki ilkelerin aynen tekrar edildiği exter (Yargıtay 11. HD, 14.6.1999 tarihli ve 3243/5170 sayılı) kararıdır.

Police kararındaki somut olayda özetle: İtalyan şirketi DE Rigo SPA´ya ait olan ve dünyanın bir çok ülkesinde tescil edilmiş olan Police, Sting ve Vogart markalarının Türkiye dağıtıcısı SESA Dış Ticaret ir. Marka sahibi DE Rigo SPA ile SESA Dış ticaret arasında, 1996 yılında bir münhasır marka lisans sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeyle lisans hakkı sahibi SESA anılan malları Türkiye e ithal edip, bütün Türkiye sathında pazarlayarak, tanıtımını ve reklamını yapacaktır. Sözleşmeye göre, bu markalara karşı haksız rekabet ve markaya tecavüz hallerinde SESA firması tek başına dava açma yetkisine sahiptir. Bu sözleşme TPE de tescil ettirilmiştir.

Davalı ise, 1996 ve 1997 kreasyonuna ait Police markalı gözlükleri Türkiye´ye ithal ederek kendi mağazasında satışa sunmuştur. Bu durum noterce de tespit edilmiştir. Bu tespite ve bilirkişi raporuna göre davalı tarafından piyasaya sunulan gözlükler ile davacının lisans sahibi olduğu gözlükler arasında hiçbir fark bulunmamaktadır.

Davacı tarafından, police markalı gözlüklerin Türkiye´de ithalatının ve pazarlama yetkisinin münhasıran kendisine ait olduğu ve kendisinin izni olmadan menşe ülkesinin dışındaki başka bir ülkeden gözlüklerin ithal edilerek Türkiye´de satılmasının hukuken mümkün olmaması nedeniyle davalının bu fiilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu ileri sürülmüştür. Davalı ise, (paralel) ithalatta kanuna aykırılık bulunmadığını ve davacının iddiasının RKHK ya da aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Yargıtay, tükenme ilkesi ve paralel ithalat yönünden davalıya hak vermiştir. Karar şöyledir:

“556 sayılı KHK´ nın ve bu maddenin kaynağı olan 89/104/AET sayılı yönergenin ilgili maddesinde “marka sahibi tarafından veya onun izni ile markayı taşıyan malların piyasaya sunulmasından sonra marka sahibi, markanın bu mallarla ilgili olarak kullanılmasını yasaklayamaz” hükmü getirilmiştir. Buna uygulamada ve yasal düzenlemede marka hakkının tüketilmesi kavramı denilmektedir. Bu ilkenin uygulanabilmesi için yukarıda da değinildiği üzere tescilli markayı taşıyan malların marka sahibi tarafından veya onun izni ile Türkiye´de piyasaya sunulmasından sonra marka hakkı sahibi, bu malları yurt dışına satar (veya yurt dışında, menşe ülkeden başka bir ülkede üretirse) bunların üçüncü kişiler tarafından yurt dışından satın alınarak Türkiye e ithaline (paralellelimport) engel olamaz. Aynı ilke yabancı markayı taşıyan malların Türkiye e tek satıcısı (münhasır lisans sahibi) durumunda olan ve marka sahibinin izniyle bu markayı adına tescil ettirmiş bulunan kişi bakımından da geçerlidir. Ancak, KHK´nın ilgili maddesi uyarınca marka sahibi, malların piyasaya sunulmasından sonra üçüncü kişiler tarafından başka ülkelerden ithalinden sonra değiştirilerek veya kötüleştirilerek malın özgün niteliğinin değiştirilerek ticari amaçla kullanılması halinde bunu önleme yetkisine sahiptir.

Bu ilkelere göre, davacı gözlükleri ile ayniyet arz eden orijinal vasıfta olup taklit olmayan gözlükler, kanuni prosedüre uygun olarak menşe ülkesinden başka ülkelerde üretilip o ülkelerden Türkiye´ye ithal edilmesi halinde, ithalatçı tarafından satılması veya ithalatçı firmadan fatura karşılığı satın alınıp satışa arz edilmesi halinde 556 sayılı KHK ın 9/II-c hükmü uygulanmayacaktır.”

birantesinoglu@ekometre.com
Alıntı:
Paralel ithalat
Yurtdışından mal ihraç ederek yurt içinde satan ithalatçılar ana satıcı ile çoğunlukla distribütörlük anlaşması yaparlar. Bu anlaşmaların bir çoğuda tek satıcılık sözleşmeleridir. Yani anlaşmaya göre ithalatçı yurtdışındaki satıcının ülkedeki tek temsilcisi olacak, ana satıcı olan (üretici) yabancı firma mal ihraç ettiği ülkede o distribütörden başkasına mal vermeyecektir. Doğal olarak distribütör yabancı markanın tek temsilcisi, kullanım hakkına sahip tek yetkili olacaktır. Hatta bu sözleşmelerin bir çoğunda markanın lisans alarak kullanımı hakkı da münhasıran distribütöre verilmekte, böylece ülke içindeki marka tecavüzlerine karşı distribütörün dava açma, tecavüzü önleme imkanı da sağlanmaktadır. Satıcı bu tür sözleşmelerde piyasa lideri olduğunu düşünerek yüksek fiyatlardan satış öngörmüş olabilmekte ve mallar o fiyat üzerinden satışa sunulmaktadır.
Fakat yurtdışında bulunan ithalatçı firmanın orda yada başka ülkelerde piyasaya sürdüğü üstelik başka ülkelerde ki elverişsiz koşullar nedeniyle (rekabet nedeniyle) daha ucuz olarak piyasaya sürdüğü mallar o ülkelerden distribütör dışında birisi tarafından ithal edlilip satılırsa ne olacaktır? Literatürde bu duruma aralel ithalat denilir. Paralel ithalat sadece ülkemizde değil Dünyanın her yerinde ciddi uyuşmazlıklar yaratan ve çözümü üzerinde çok çalışılmış bir konudur. Burada ana sorun şudur: markalı malın tek satıcısı, marka kullanımından dolayı bu ithalatı önleyebilir mi? Tek satıcı (distribütör) marka tecavüzünden yola çıkarak piyasaya giren yeni ithalatçıyı dava edebilecek midir?
Markaları Koruyan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 cü maddesine göre marka sahibi malı bir kez kendisi piyasaya sürdükten sonra, marka hakkına dayanarak bu malın tedavülünü önleyemeyecektir. Buna arka hakkının tüketilmesi ilkesi denilir. Bu ilkenin kabul edilmesi son derece önemlidir. Çünkü eğer marka sahibi malların tedavülünde, tedavülün herhangi bir aşamasına müdahale imkanını elinde tutmaya devam etseydi, bu durum serbest ticaretin durdurulabilmesi ve hatta tekelleşme anlamına gelirdi. Şöyle bir örnek verelim; örneğin Arçeliğin mal verdiği bir acentesi ile anlaşmazlığa düştüğünü, onun kendi mallarını satmasını istemediğini düşünelim. Acenteye karşı marka tecavüzünden yola çıkarak dava açabilseydi, bu durum marka hakkının dayanılmaz boyutlarda uygulanması anlamına gelecek, serbest ticaret ortadan kalkmış olacaktı. Oysa satıcı kendisi tarafından üretilmiş, satılmış veya izniyle piyasaya çıkarılmış mallara marka tecavüzünden dolayı yaptırım uygulayamaz. Acente sahte üretilmiş olmamak kaydıyla her yerden Arçelik marka malı temin edip satabilir.
Bu ilkenin yurtdışından ithal edilen ürünlere de uygulanıp uygulanmayacağı 13 cü madde de belirtilmemiştir. Çıkan uyuşmazlıklar mahkemelere intikal etmiş ve bir Yargıtay Kararı ile açıklığa kavuşturulmuştur. Bu Yargıtay Kararı sonuç olarak paralel ithalatın önlenemeyeceğini, zaten marka tecavüzüne ilişkin bir durum oluşmadığından bu yönde dava da açılamayacağını öngörmüştür. Bu durumda örneğin Almanya da bir firmadan mal alan, o firmanın distribütörlüğünü yapan bir kişi, aynı mal örneğin Bulgaristan an daha ucuza getirip satan başka bir ithalatçıya herhangi bir şey yapamayacaktır. Yapabileceği şey şu olabilir: Eğer diğer ithalatçı markayı tabelalarında, kataloglarında, diğer basılı evraklarında kullanıyorsa bunları önleyecek davalar açabilecektir. Marka sahibinin de ondan lisans alan tek satıcının da diğer ithalatçıya karşı her türlü reklama yönelik faaliyetten dolayı dava açma hakkı vardır. Bunun dışında Türk Ticaret Kanunun 56 ila 65 ci maddeleri arasında düzenlenen haksız rekabete ilişkin hükümlerde kendisi tarafından kullanılabilecektir.
Sonuç olarak Türkiye e paralel ithalatı önleyecek herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
google de bunları buldum.Benim durumum bu yukardakilere göre yasal kabul edilmiş olmuyormu ?

Non-preferential origin of goods, Customs Tariff and Tariff, Classification of Goods , Value of Goods for Customs Purposes, Inward processing , Customs Warehousing Procedure, Temporary importation, Free Zones, Postal Customs Formalities, Penalties to be charged on operations that result in tax loss

Cevapla
Yeni Konu aç
Seçenekler Arama

ffreply




1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143